scifi

Star Trek Into Darkness

inceleme

Filme her ne kadar spoiler yemeden girmeye çalışsam da şu posterden ve Benedict Cumberbatch’in filmde oynayacağı bilgisinden kaçınamadım. İlkine yorumum “yine dünyada geçen Star Trek, peh”, ikincisine yorumum ise “vay anasını” olmuştu. Cumberbatch’i Sherlock’da gerçekten sevmiştim ve rolü ne olursa olsun iyi oynayacağını düşünüyodum. Şu durumda hemen kimi oynayacağı konusunda spekülasyon yapmam gerekiyodu ve Sonat‘la yaptığımız bi’ sohbet sonucu her ne kadar Khan olmadığını açıklasa da KHAAAN olabileceği sonucuna varmıştık.

W: Khan değilim dedi Sherlockçuğumuz, tek bildiğim şey o.
S: marion cotillard circa 2011: i'm not from the comics
W: KHAAAAAAAN değilim dememiş ama.
S: evet o da var KHAAAANNNN olabilir
S: imdb puanı 8.4 tü son baktığımda ama yorumları okudum

Tabii ki okudun, her şeyi bilmeden filme gitsen şaşardım zaten :P Benim bildiklerim bu kadardı işte. Dünya içeren posterden dolayı biraz düşük beklentiyle filme girdiğimi de söylemeden edemeyeceğim.

Aslında aşikar olan bir şey için uyarı: Yazının bundan sonra yüksek dozda spoiler içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız derhal bu sayfayı okumayı bırakıp şu linke tıklamanızı tavsiye ederim.

Birinci Kısım: Kirk’ün Düşüşü


Into Darkness, bir original series klasiği olarak Enterprise tayfasının tüm vazgeçilmez elemanlarının away team olarak çalıştığı bir gezegen kurtama göreviyle başlıyor. Okyanusun dibinde fantastik bir şekilde çalışan Enterprise’ın Nibiru sakinlerine görünmeden nasıl oraya girdiği merak konusu. Yine başka bir TOS klasiği olarak Kirk, Prime Directive’in ihlali ve soğuk füzyon bombasının patlaması sonucu volkanla birlikte yok olarak Spock’un hayatı arasında kalıyor ve tabii ki Spock’un hayatını kurtarmayı seçiyor (Bu arada soğuk füzyonun tanımı 2200’lü yıllarda değişmiş olmalı, birşeyleri donduran füzyon, hm). Okyanustan çıkan Enterprise sahnesi gerçekten etkileyici olsa da, Avengers’daki Helicarrier’a mı özenilmiş diye düşündürmedi değil. Nibiranların Enterprise şeklini çizip, yeni tanrılarına tapınmaya başlarken, Enterprise da dünya yolunu tutuyor.

Dünyada Kirk, Starfleet’in beş yıllık bir görev olarak düşündüğü “Explore strange new worlds,seek out new life and new civilizations” görevine kendisinin ve tayfasını atanmasını beklerken, sevgili Spock’un Nibiru gezegeninde olanları rapor etmesi sonucu Starfleet’den güzel bir azar işitip akademiye tekrar şutlanıyor. Bir dakika ya, ilk filmde zaten biz zaten Kirk’ün sorumsuz, toy bir çocuktan, cesur kahraman James Tiberius Kirk’e yükselişini izlememiş miydik? Neyse ki Enterprise kaptanlığına tekrar atanan Pike, araya girip Kirk’ü First Officer’ı yapıyor.

İkinci Kısım: Khan


Bu esnada Benedict Cumberbatch Londra’daki Starfleet kütüphanesini havaya uçuruyor ve Starfleet kıdemli amirallerini San Francisco’da bir acil durum toplatısına çağırıyor. Ortaya çıkıyor ki Admiral Pike’ın First Officer’ı olarak Kirk’ün de katıldığı bu toplantı Benedict Cumberbatch’in kütüphaneyi patlatma amacıymış: toplantının ortasında bir gemiyle çıkagelip ufak çaplı bir katliam yapıyor. Kirk bir phaser rifle ve bi’ yangın hortumuyla şahane bir şekilde Cumberbatch’in gemisini patlatana kadar Pike ölüveriyor, Benedict Cumberbatch de Kirk’ün gözünün içine bakarak ışınlanıyor. Pike’ın ölümü sandalyede yaşamasından daha mı iyi oldu ki acaba? Tam bu esnada yanımda oturan Permanum Benedict Cumberbatch’in tanıdığımız birini mi oynadığını soruyor. Omuz silkerek yanıtlıyorum, çünkü söylediğim gibi filmden önce bu konuda kafalar karışmıştı.

Scotty gemisindeki transwarp cihazını inceleyip, Benedict Cumberbatch’in Qo’noS’da olduğunun müjdesini veriyor. Sonunda Klingonları görebileceğiz diyorum Permanum’a dönüp heyecanla. Kirk intikam ateşiyle yanıp tutuşur bir halde Starfleet’in başı olan Admiral Marcus’dan kendisine gemisini geri verirdiği taktirde gidip Benedict Cumberbatch’in ağzının burnunu kırabileceğini söylüyor. Çünkü biliyosunuz Starfleet’de işler böyle yürür. İntikam almak istediğinizi söyleyerek bulabileceğiniz en yüksek rütbeli amirale başvurursunuz, o da size geminizi, eski First Officer’ınızı ve bonus olarak da 72 iki tane de uzun menzilli deneysel photon torpedo verir. Bu sefer de aynen böyle oluyor.

Sayılı Vulkanlardan Spock, tekrar First Officer koltuğuna oturur oturmaz Kirk’ü yapmak üzere olduğu şeyin über saçma ve kanunsuz olduğuna ikna etmeye çalışırken, Scotty bu ne üdüğü belirsiz photon torpedoların kendisi çalıştığı sürece Enterprise’a alınmasına karşı çıkacağını söyleyip istifasını takdim ediyor. Bu arada gemiye göya Admiral Marcus tarafından atanan Dr. Carol Wallace isimli oldukça güzel bir kız geliyor. Kirk de Carol’un güzelliği konusunda benimle aynı görüşte olduğundan, Carol hemen gemiye ikinci science officer olarak kabul ediliyor. Chekov red shirt’ünü giyip Chief Engineer oluyor (açıkçası red shirt’ü giyince burda biraz korktum Chekov da mı ölücek ulan diye).

Filmin eğlenceli kısımları şimdi başlıyor. Sonunda Qo’noS’a yaklaştıklarında, esrarengiz bir şekilde Enterprise’ın warp core’u arızalanıyor. Bu arada Kirk Spock tarafından, Marcus’a karşı gelmek pahasına silah tüccarları kılığında gezegene inip Benedict Cumberbatch’i paketleyip Enterprise’a getirmeye ikna edilmiş oluyor. Gemiyi Sulu’ya bırakıp bir mekikle Qo’noS’a iniyorlar. Gezegendeki aksiyon yüklü sahnelerden sonra daha Benedict Cumberbatch’i bulamadan Klingonlar tarafından yakalanıyorlar. Of, ne güzel olmuş Klingonlar olum!

Çok beğendim valla. Gerek kasklar, gerek yüzler, gerekse bat’leth tasarımları olsun, şahaneydi. Ayrıca Qo’noS atmosferi de bir harikaydı. Bird of Prey’lere ne demeli! Onları tekrar görmekten bu kadar mutlu olacağımı hiç düşünmezdim. Klingonları çok sevdiğimi daha önce söylemiş miydim? Ehem, sonra bir anda kocaman bir gatling gun’la ortaya çıkan Benedict Cumberbatch tüm Klingonları kıyıp bizimkileri kurtardıktan sonra, Kirk’ün ateşe hazır acayip photon torpedo’ları olduğunu söylemesi üzerine – tam olarak kaç tane? 72 – anında teslim oluyor. Kirk, Marcus’a Benedict Cumberbatch’i yakaladıklarını söyleyen bir mesaj gönderiyor. Daha sonra Kirk, Benedict Cumberbatch’i sorgularken ortaya çıkıyor ki aslında 72 sayısı kendi Cumberbatch’in kendi ürettiği ve içine Cryogenic olarak dondurulmuş insanlarını koyduğu torpidoların sayıysıymış. Çünkü Benedict Cumberbatch aslındaa, Khan‘mış! Dıdıf dıdıf. E niye kafamızı karıştırdınız ki filmden önce? Sonra Khan doğru söylediğini tayfaya inandırmak için torpidolardan birini açmalarını, ayrıca şu şu şu kordinatlara gidip bakmaları gerektiğini söylüyor. Arada derede McCoy Khan’dan kan örneği alıp ölü bir tribble’a enjekte ediyor etkisini anlamak için bir de. Kirk Dünya’daki Scotty’yi arayıp Jüpiter yakınlarında olduğu ortaya çıkan verilen koordinatlara gitmesini istiyor.

Burada Khan’ın geçmişinin TOS’dan saptırılmadan yazılmış olması hoşuma gitti. 20. yüzyıldaki Eugenics Savaşlarından, gemideki arkadaşlarının sayısına kadar herşey TOS’un Space Seed bölümünde öğrendiklerimizle aynıydı. Madem geçmişi aynen korundu, neden ırk değiştirdiği bir merak konusu gerçi.

Üçüncü Kısım: Admiral Alexander Marcus

Anlaşılıyor ki Vulcan’ın yok olmasndan sonra Khan’ı bulan Admiral Marcus, Klingonlarla savaş kafasına girdiği için Khan’ın tayfasını esir tutarak onu kullanmaya kalkmış, Khan kaçtıktan sonra yaptıkları tayfasının öldüğünü düşündüğü içinmiş.

Mesajı alan Admiral Marcus USS Vengeance adında inanılmaz bir gemiyle bir anda Enterprise’ın karşısına dikiliyor. Marcus, Kirk’den Khan’ı derhal kendisine teslim etmesini isteyince, Kirk iletişim kanalını kapatıp bu arada warp core’la uğraşan Chekov’a warp hızına geçip geçemeyeceklerini soruyor. “Çok riskli” cevabını evet olarak kabul edip dünyaya doğru hızla yol alıyorlar.

Bu arada USS Vengeance’nin tasarımını çok beğendiğimi söylemeliyim. Permanum’la birlikte aşırı şekilde Enterprise D’ye benzettik. Roddenberry’nin tasarım kurallarından çıkılmadan hazırlanması hoş.

Vengeance, Enterprise’la dünyaya gelmeden hemen önce arayı kapatıp ateş açıyor ve Enterprise’ı warp’dan düşürüyor (bkz: warp’dan düşmek). Enterprise hâlâ phaser ateşi altındayken aslında Marcus’un kızı olduğu ortaya çıkan Carol babasını Enterprise’ı yok etmemesi ikna etmeye çalışıyor ama Enterprise’ın kalkanları düştüğü için babası kızını vışuv diye kendi gemisine ışınlıyıp ateş etmeye devam ediyor. Tam Enterprise patlamak üzereyken, gönderildiği koordinatlarda Vengeance’nin gizli üssüüyle karşılaşıp gemiye saklanmanın bir yolunu bulmuş olan Scotty, Vengeance’yi bir süreliğine etkisiz hale getirmeyi başarıyor. Khan ve Kirk ittifak kurup fırsattan istifade Scotty’nin yardımıyla Vengeance’a sızmayı başarıyorlar. Bu arada kaptan koltuğuna oturmuş olan Spock, Ambassador Spock’ı arıyor! Alt-Spock evreni değiştirmemek için yemin ettiği halde Khan’ın sapık manyak herifin teki olduğunu ve onu nasıl durdurmayı başardıklarını iki dakkada anlatıveriyor. Leonard Nimoy’u birkaç saniye de olsa bir Star Trek filminde daha görmek hoştu gerçekten.

Khan, Kirk ve Scotty üçlüsü önlerine çıkan herkesi döve döve Vengeance’ın bridge’ine varıyorlar. Kirk Marcus’u tutuklamaya çalışırken, Khan saniyeler içnde Kirk ve Scotty’yi yere seriyor, Carol’un bacağını kırıyor ve Marcus’un kafasını elleri arasında patlatıveriyor! Daha sonra Enterprise’ı arayıp Kirk, Scotty ve Carol karşılığında tayfasını istediğini söylüyor Spock’a. Spock, McCoy’un yardımıyla boşaltıp patlamaya hazır hale getirdiği torpidoları gönderip, tayfasını geri alırken, Vengeance ateşe başlıyor. Patlayan torpidolar Vengeance’ı de etkisiz hale getiriyor ve iki gemi Dünya’ya doğru düşüşe geçiyorlar.

Kirk koştur koştur Engineering’e gidip geminin düşüşünü durdurmaya çalışıken, warp drive’ın yerinden çıkmış olduğunu farkediyor. Düzeltmenin tek çaresinin – gözlerim doldu – radyasyon dolu odaya girip warp drive’ı ölümüne tekmelemek olduğunu anlamasına rağmen içeriye dalıp motoru çalışır hale getiriyor ve Enterprise’ı Dünya’ya çakılmaktan son anda kurtarıyor. Spock Kirk’ün yaptığını duyar duymaz – hık – koşup geliyor ve –

Dördüncü Kısım: KHAAAAAAAAAAAAAAN!

Yazarken bile duygulandım be. Kirk ve Spock’un yer değiştirmesi Wrath of Khan’daki sahneden çok daha acılı oldu. Bu sahnenin filmde yer alması duygu sömürüsü, repost felan diye eleştrilebilir ama çok iyidi be! Eleştirilecek tek taraf, orijinal filmde bu sahnenin bu kadar dramatik olmasının sebebi Kirk ve Spock’un yıllar süren arkadaşlığıydı, Into Darkness’da ise ikili sadece bir yıldır birlikteler (magazin haberi gibi oldu bu da). Neyse ki “You are and always will be my friend” cümlesi geçmedi burda. Duygularına yenik düşüp avazının çıktığı kadar bağıran Spock sahnesi her zaman görebileceğiniz bir sahne değil yine de.

İntikam ateşiyle yanan Spock, bu esnada yere çakılan Vengeance’ın içinden süperinsan özellikleri sayesinde sağa salim kurtulan Khan’ı gemiye ışınlayamayınca, bizzat yakalamak için kendisi dünyaya ışınlanıyor. Yine aksiyon dolu sahneler boyunca birebir dövüş sürerken (Vulkan nerve pinch deniyor hatta bir ara Spock, bir halta yaramıyor Khan üzerinde), Enterprise’da McCoy ölü tribble’a enjekte ettiği kanın hayvanı hayata döndürdüğünü farkedip aynısını Kirk için de yapabileceklerini düşünüyor ve Uhura’yı da Khan’ın kanını almak için dünyaya gönderiyor. Nefret dolu Spock Khan’ı etkisiz hale getirip gerçek manada ölümüne döverken Uhura araya girip, Khan’ın hayatta kalmasının Kirk’ün geri dönüş bileti olduğunu söylüyor.

Kirk Khan’ın kanından (bu Khan’ın kanı zımbırtısıda Türkçe’de bi’ garip. Filmin ortasında McCoy’un kanı tribble’a enjekte ettiğini gördüğüm için, sonuna doğru Kirk’ün ölümünü görüp yüzüne derin bir üzüntü oturan Permanum’a dönüp “Khan’ın kanını enjekte ettiklerinde dirilicek heralde” dedim, ama anlamadığına eminim) yapılan serumla hayata dönerken, Khan da cryotube’üne geri dönüyor. Film bir yıl sonra Kirk’ün iple çektiği beş yıllık “boldly go” görevine başlamasıyla sona eriyor.

Star Trek Into Darkness, damağımda önceki filme göre çok daha yoğun bir Star Trek tadı bıraktı. Bunun sebebi senaryonun bir TOS hikayesinden uyarlanmış olmasının yanı sıra, filmin McCoy’un “Damn it, man, I’m a doctor, not a torpedo technician!” cümlesi, tribblelar, Klingonlar gibi birçok Trek öğesi içermesi da oldu. Ayrıca bu filmde Chris Pine ve Zachary Quinto’nun rollerine daha iyi bürünmüş oldularını düşünüyorum. İlk filmden kötü olduğu düşüncesine katılmıyorum. Ama bu eleştirilecek taraflar yok demek de değil. Başta, filmin Dünya’yı kurtaran Kirk temalı bir film olmasından ziyade, artık lütfen “boldy go” görevinden bir parça olmasını beklerdim. Zaten ilk filmde Kirk’ün kaptan koltuğuna oturacak bir kişiliğe dönüşmesini izlemiştik, bu film de “so close” oldu. Ayrıca Kirk’ü dirilten serumun çok normal bir şey gibi geçiştirilmesi gibi abeslikler de vardı filmde. Her şeye rağmen olmuş diyorum ve sonraki filmi iple çekiyorum.

Live long and prosper.