scifi

Zaman Yolculuğu Filmleri Üzerine

Pek severim ben zaman yolculuğu filmlerini. Bilmiyorum neden, belki bilimkurgu filmlerini seven bir annem olduğu için, belki hayalperestlikten, belki de sadece Back to the Future’un küçükken üzerimde bıraktığı etkidir. Los Cronocrímenes’i izledim az önce de, bu konuda birşeyler yazayım dedim. Hadi bakalım. 

Zamanında hacettepesozluk‘te birşeyler yazmışım bu konuyla ilgili, onu direkt aktarıp üzerine birşeyler söylemek istiyorum.

bu konuda çekilmiş tüm dizileri ve filmleri göz önüne aldığımızda, ortada iki farklı zaman kavramı olduğunu görürüz. birincisi, ‘done is done’ zamanıdır ki, bu zaman kavramında, geçmişe gitseniz dahi birşeyleri değiştiremezsiniz. yahut değiştirirsiniz, ama bu değişimlerin etkisisini günümüzde, yapanın siz olduğunu bilmeseniz dahi, hissetmektesinizdir. örneğin; arkadaşınızın evinde kaldığınız bir gece, bir silah sesiyle uyanırsınız. telaşla kalkıp yandaki odaya gider, arkadaşınızın kanlar içerisindeki cesediyle karşılaşırsınız. olay polise vs. bildirilir, ama katilden hiçbir iz bulunamaz. bu olay sizin içinize dert olur ve zaman makinesini bulup, katili durdurmak için yemin edersiniz. neyse, kısa(!) bir uğraştan sonra zaman makinesini bitirir ve arkadaşınız vurulmadan beş dakika öncesine gidersiniz. beş dakika sonra cinayetin işleneceği odaya, perdenin arkasına saklanıp katili beklersiniz silahlı bir şekilde. beklersiniz beklersiniz, ve sonunda kapı açılır. içeriye giren silüeti iki kaşının arasından vurursunuz, ama o da ne! vurduğunuz kişi katil matil değil, arkadaşınızdır. demek bunca zamandır aradığınız katil sizmişsiniz! bu tip filmlerde, ya zaman makinesi çok hassas değildir, öyle istediğiniz zamana gidemezsiniz (çünkü istediğiniz zamana giderseniz, bir şekilde şimdiyi değiştirebilirsiniz). ya da olmaması gereken olayları gerçekleştirmeye çalıştığınızda bir şekilde engellenirsiniz (geçmişteki kendiniz ile yüzleşmek gibi). türdeki zaman kavramını esas alan yapımlara örnek; twelve monkeys, time machine ve lost olabilir.

ikincisi, ‘back to future’ zamanıdır ki, bu zaman kavramı oldukça esnek olup geçmişe gidip birşey değiştirildiğinde yeni bir şimdi oluşacağını savunur. ‘done is done’ zamanında verdiğim örneği buna uyarlayacak olursak, perdenin arkasında yeterince beklerseniz, gerçekten ortaya bir katil çıkacak ve onu öldürüp şimdiye döndüğünüz taktirde arkadaşınızı yaşıyor bulacaksınız. bu kavramında diğerinden farklı olarak şöyle birşey vardır: pekala herşey değişebilir. geçmişe gittiğinizde yaptığınız en ufak birşey bile şimdiki zamanda büyük değişikliklere sebep olabilir. bu türdeki zaman kavramını kullanan filmlere örnekler: back to future, déjà vu, butterfly effect.

terminator serisi ise diğerlerinden farklı olarak, başta birinci kategoride gibi görünüp, son filmle ‘değiştiremezsiniz, ama erteleyebilirsiniz’ gibi bir mesaj vermeye kalkmıştır.

Bunu yazdığımdan beri iki tane doğru düzgün zaman yolculuğu filmi izledim. Primer ve Los Cronocrímenes. İkisi de düşük bütçeli olmasına rağmen, gayet iyi filmler.

Primer, izleyiciye her şeyi açıklamaya gayesi güdülmeden çekilmiş, kafa patlatılmış bir senaryoya sahip, “Done is done”ımsı bir film. Ağız ayırıp izlememek, biraz dikkat etmek, hatta not almak gerekiyor. Yoksa cidden birkaç defa izlemek durumunda kalınabilir.

Los Cronocrímenes ise, daha basit ama atarlı senaryosuyla kendini sevdiriyor insana. Film pis bir gerilim filmi gibi başlarken, sıradan bir insanın, paradokslara düşmekten kaçınarak yaptığı zaman yolculuğunu anlatıyor.

Şunu farketmişim ki, zaman yolculuğu filmlerinde olması gereken şey, zamanı değiştirmek korkusunun izleyiciye verilmesi. Paradoks oluşumunun sonuçları, cidden filmde bir korku oluşturduğu zaman, pek bi sarıyor film. Son iki filmde bunu gördüm. Primer’a A2, Cronocrímenes’e B1 veriyorum.

PS: Bu yazı uçan blog’umdan kurtarıldı.